Kapsayıcı Moda

Moda endüstrisinin çevresel etkileri ve işçi hakları boyutu çok uzun yıllardır tartışılan ve özellikle son yıllarda çeşitli teknolojik ve sosyal inovasyonlarla iyileştirilmeye çalışılan konular arasında. Sürdürülebilir materyal ve üretim yöntemleri, adil çalışma şartları ve bilinçlenen tüketici… Tüm bu umut veren gelişmelere rağmen, moda endüstrisinin henüz yeterince aydınlatılmamış karanlık bir yanı daha var: dışlayan ve tahakküm altına alan tasarım yaklaşımı. Yalnızca hayali bir ideal beden ve kullanıcı için, hayali bir dünyada kullanılmak üzere tasarlanmış giysiler…

Toplumun değer ve yaşayış sistemlerini idare eden ve onları yeniden üreten hakim paradigma, batılı ve eril bir perspektife sahip. Bu paradigma yalnızca tek bir doğru ve gerçeklik olduğunu savunan, farklı olma ve bilme biçimlerini şiddetle reddeden indirgemeci bir anlayışla hareket ediyor. Bu paradigmaya göre beden ve zihin birbirinden keskin bir şekilde ayrılıyor ve insan zihniyle her türlü bilgiyi edinebilen rasyonel bir varlık olarak kabul ediliyor. İnsanın sahip olduğu bu rasyonel düşünce yeteneği de onu doğadan üstün hale getiriyor. Hakim, Kartezyen paradigma bunu savunuyor. Böyle bir görüş keskin bir ikicilik (dualism) yaratıyor elbette. Kültürü doğadan, aklı, doğadan, erkeği kadından, zihni bedenden, efendiyi köleden, üretimi üremeden, özneyi nesneden keskin bir şekilde ayırıyor. Onu tam karşısında, düşman olduğu bir yere koyuyor. İşte tam da bu yüzden ırkçılık, avcılık, tahrip eden sanayicilik, kadın düşmanlığı bunların hepsi tek bir sorun. Bunlar tek bir hastalığın farklı semptomları….


" Her bedenin tasarımın iyileştirici ve kolaylaştırıcı gücünden yararlanma hakkı olduğuna inanıyoruz."

Haliyle böyle bir dünya görüşü bedeni aşağı, yönetilmesi, kontrol edilmesi, ehlileştirilmesi ve tahakküm altına alınması gereken bir nesne olarak kabul ediyor. Keyfi bir norm belirliyor ve doğal olduğuna herkesi ikna ettiği bu normatif gerçekliğin dışında kalan tüm bedenleri yok sayıyor. Böyle bir yaklaşımda hayatı kolaylaştırmak ve keyifli hale getirmek amacında olan “tasarım” ediminin hedef kitlesi elbette yalnızca “hak eden” normal bireyler oluyor.

Bu yaklaşımın benim için en sorunlu tarafı saygın ve keyif dolu bir yaşamın normların dışında kalanlar için hak olmadığına ikna etmesi. Bunu reddediyorum, tasarımın herkesin hayatını kolaylaştırması ve ona keyif vermesi gerektiğini savunuyorum. Dahası tasarım yoluyla çeşitliliği, toplumsal kapsayıcılığı, eşit ve daha adil bir yaşamı inşa edebileceğimize inanıyorum. Bu nedenle Atölye Ren kapsayıcı tasarım ilkelerini tüm süreçlerine entegre ederek giyinme pratiklerini dönüştürmeye ve kapsayıcı bir toplumun oluşmasına katkı sağlıyor. Bununla birlikte Atölye Ren yalnızca geniş beden aralığında giysiler üreten ve bunu da yavaş ve sürdürülebilir yöntemlerle yapan bir marka değil; kalıpları ve kuralları olmayan ancak değerleri ve ilkeleri olan bir giyinme pratiği yaratmaya gönül vermiş bir fikir ve bir eylem.


Peki nedir bu kapsayıcı tasarım? Modada kapsayıcı tasarım nasıl karşılık bulmaktadır? Tasarım paradigmasını değiştirmek yaşamı nasıl dönüştürebilir? Notion Kolektif'in podcast yayını Notion Talks'un 11.bölümünde beden, toplumsal normlar ve modada kapsayıcı tasarım üzerine yaptığımız keyifli sohbette tüm bu soruların cevaplarını bulabilir, daha da iyisi çok daha fazla soru ile yayından ayrılabilirsiniz. Keyifli dinlemeler...



Gözde ❤

Recent Posts

See All

Yavaş Moda: Sabretmenin Değeri

Ren’in arkasındaki ilk fikir bedenlerimizi hiçbir anlamda sınırlamayan, rahat ve özgür giysiler üretmekti. Bu fikirle yola çıktığımızda bunu nasıl yapacağımız üzerine düşünmeye, okumaya ve araştırmaya

  • Instagram Social Icon
  • Pinterest Social Icon